MENÜ
EGLENCE
|
İnsanların olduğu gibi milletlerin karakteri de birbirinden farklılık gösterir. Her milletin kendine özgü karakteri, maddî ve manevî özellikleri vardır. Herhangi bir topluluğu millet yapan en önemli unsur, o milletin millî kültürüdür. Kültür; millîdir. İlgili olduğu milletin millî özelliklerini yansıtır. Dil, din, tarih, el sanatları, mimarî, musikî, etnografik unsurlar, mutfak, halk oyunları, bilmeceler, mâniler, destanlar, halk hikâyeleri, halk tiyatroları (orta oyunu, meddah, karagöz), halk oyunları vb. unsurlar; millî kültürün birer parçasıdır. Millî tarih ve millî kültür bilinci almamış bir aydın; gerçek anlamda milletinin yönlendiricisi, aydınlatıcısı olamaz. Nitekim; son yüzyıllarda Türk aydınının toplumundan uzaklaşmasının en önemli sebebi budur. Aydınımız; kültürü, medeniyet kavramının bir parçası olarak gördüğünden; her iki kavramı birbirinden ayırmadığından dolayı ülke ve toplum sorunları karsısında âciz kalmıştır. Oysa ki, medeniyet değişimlerinde millî kültür birdenbire ve yapay olarak değil; uzun zaman içinde ve kendiliğinden farklılık göstermelidir. Bunun ölçüsü ise; kültürün sahibi milletin istek ve ilgisidir. Her disiplinli toplumda olduğu gibi Türk toplumunda da kökü çok eskilere dayanan ritüel (sembolik) davranışların görülmesi doğaldır. Sosyolog ve antropolog gözüyle bu tür ritüel davranışların; toplumları canlı ve dinamik tuttuğu da bir gerçektir. Ritüellerin, yani kurallar bütünü içinde ortaya konulan sembolik davranışların; sosyal ilişkileri olumlu yönde etkileyen, kuvvetlendiren, teşvik eden; yaşatıldığı toplumun ekonomik, sosyal ve kültürel yapısına hız ve hareketlilik veren bir özellikte olması gerektiği de unutulmamalıdır. Kimi kurum, kuruluş ve toplumlarda görüldüğü gibi, ritüellere esir olmak, ritüeller sayesinde dışa kapalı, yalnız bir dünya oluşturmak da yararsız, hatta statik ve güvensiz bir yapılaşma doğurur. Bu özellikler dikkate alındıktan sonra sunu söyleyebiliriz: Yâren Meclisleri; Yârenin kuruluş aşamasından, Yâren Odaları’nın donanımına, Yâren Odaları’na giriş kurallarına, yemeklerin yenilmesine, oyunların oynanmasına, mahkemenin kurulmasına ve diğer unsurlarına kadar ritüellere büyük önem vermiş bir sosyal kurumdur. Türk milleti; geçmişte sahip olduğu hayat tarzı ile farklı bir millettir. Yüzyıllar içinde Asya ve Avrupa coğrafyasında sayısız devletler kurması,sanatta,mimaride, insan hak ve özgürlüğünde, adalet ve eşitlik anlayışında günümüzün insanlığına bile örnek olması, üstünlüğünü ortaya koyan delillerdir. Kendi reklâmımıza önem vermediğimizden uluslar arası kamuoyunda bu özelliklerimizi tanıtamıyor, zaman çeşitli sorunlarla karsılaşıyoruz. Bu sorunların çözülmesi, her şeyden önce millî kültür unsurlarına bilimsel açıdan yönelmek,bunları tanıtmakla mümkündür. Millî kültürümüzden yoksun insanların yabancı kültürleri taklit ederek yabancılaştığı günümüzde, kendi kültürümüzü yansıtan halk biliminin önemle ele alınmasının lüzumu daha çok hissedilmektedir. İste, biz bu araştırmada millî kültürümüzün önemli bir parçası, hatta kendisi olan Yâreni çeşitli yönleriyle incelemeye, tanıtmayaçalışacağız.
Yâren; bizim ruh disiplinimizin Anadolu’ da çelikleştiği ve insanların birbirlerine “Tasları, kursunla kenetlenmiş duvarlar gibi saf bağladıkları” bir yaşayış biçimidir. Yâren; biz insanların kalplerinde uyuyan cömertliği, bilim arzusunu, utanma duygusunu, sadakati, bir gün hesaba çekilme korkusunu uyandıran, besleyen, yaşayış biçimidir. Yâren Meclisleri’ne katılan kim olursa olsun, kalbin üzerine sağ ellerin sımsıkı bastırıldığı gibi gönüllere bastırılır. Ancak, sevmenin de bir ölçüsü vardır. Çünkü, nerede iki insan varsa, orada sağlıklı yasayabilmek için birtakım kurallar olmalıdır. Kuralların olmadığı yerde sonsuz bir didişme ve didişenler içinse, -kim olursa olsun- düşkünlük ve aşağılanma kaçınılmazdır. Yâren; insanların birbirleriyle anlaşabilmelerini düzenleyen, gülmenin ve eğlenmenin olduğu kadar, doğumun ve ölümün de gerçeğini her toplantısında insana anlatan önemli bir sosyal yardımlaşma kurumudur. Yâren; bizim yarınlarımızdır. Çünkü, eğer bizim kendimize özgü bir anlaşma ve yasama biçimimiz olacaksa, onun kaynağı yine bizim sosyal psikolojimizin eseri olan Yârendir. Yani, biz oyuz; o da bizim özümüzdür. Yâren; insanların birbirlerinin kuyusunu kazdığı günümüzde, kazançları, başkaların rızkını çalmak olarak gören insanların birbirleriyle yaptıkları kör dövüşü bir kenara bıraktıracak, essiz bir ruh yücelmesi ve erdemliliktir. Yâren; insanları tek kucaklayan, insanin kendini tanımasını sağlayan, erdemli olmayı öğütleyen, insanlara hakki kaderini almayı öğreten ve kıskançlık, ihtiras gibi kötü duyguları dizginleyen bir öğretidir. Yâren; bizim sadece dünümüz değildir. Yâren; bizim ayni zamanda bugünümüz ve yarınımızdır. Yâren; hep dışarıda aradığımız değerlerin, aslında Anadolu topraklarında bulunduğunu belgeleyen bir sosyal kurumdur. Yâren; bizi biz yapan maddî ve manevî ürünlerimizin ahenkli bir manzumesi olan zengin ve köklü Türk kültürünün yöresel bir yansımasıdır.
Ulusal
Değerler: Adalet, eşitlik, misafirperverlik, hoşgörü,
yardımseverlik vb. Dinsel
Değerler: Özellikle Islâ mî inanç sistemi. (Fütüvvetçilik ve
Ahilik Kurumunun etkileri dahil) Yâren Kurumu; 12’nci yüzyıldan itibaren varlığı hissedilen Ahilik ve Fütüvvet Kurumları (Arap Gençlik Kurumu) ile münasebetleri görülmesine rağmen, onlardan farklı, kendine özgü millî bir kimliği bulunan sosyal bir kurumdur. Kökü Arap toplumuna dayanan ve Anadolu’da yeni bir çizgiyle ortaya çıkan Fütüvvet ile orijini daha çok Türk kültürü olan Ahilik ve Yâren Kurumları birer tarikat değildir. Bu kurumların; dinî, ahlâkî, iktisadî ve sosyal prensipleriyle öz kaynaklarından biri dindir. Tarikatların özünün de ayni kaynak olması, benzer çizgilerin görülmesine sebep teşkil eder.
Fütüvvet, Ahilik ve Yâren Kurumlarının arasındaki en önemli
benzerlik sudur: Yâren (=Yârân)
kelimesinin anlamları:
Her yılın Eylül, Ekim aylarında ilk toplantı Efene (= Ferfene) yapılır. Bu toplantıya, daha önce Yâren Meclisleri’nde bulunmuş orta yas grubu insanlar katılır. Bu ilk toplantıda, genellikle sözü geçerli, yaslı biri “Bu yıl ocak yakalım.”, “Bu yıl Yâren yiyelim.” diyerek söze baslar. “Erfene” adi verilen Yârenin ilk toplantısında; gelecek bahara kadar yapılacak çalışmalar, Yârende yenecek yemekler, Yâren Evi ya da Yâren Odası’nın mefruşatı, Yâren üyelerinin adap ve erkânı ile ilgili ön konuşmalar yapılır. Yâren üyelerinin bütün sezon boyunca uyacağı kurallar tespit edilir. Ayrıca, Başağalar, Yâren Reisi ve Yâren Üyelerinin seçimi yapılır. Yâren üyelerinin sayısı; il merkezi, ilçe ve köylerde farklı olmakla birlikte Yâren Meclisi, esas itibariyle 24 kişiden meydana gelir. Bu sayı; Oğuzlar’ın 24 boyunu sembolize eder. Ekonomik zorluklardan dolayı, köylerdeki Yâren sayısının 50’ye kadar çıktığı da gözlemlenir. Yârenin ilk toplantısında “Çavuş” ve “Sazende Heyeti” de tespit edilir. Bunlar; genellikle ücreti mukabilinde tutulur ve esas itibariyle Yâren Meclisi üyelerinden sayılmazlar. Çavuş; Yâren Meclisi’ nin temizliğinden, düzeninden, çay ve kahve ikramlarından, yemeklerin hazırlanmasından ve oyunlarda “tura” vurma hizmetlerinden sorumludur. Çavuş; Yârenin her türlü durumunu Küçük Başağa’ya ya da Yâren Reisi’ne aktarır.
Genellikle Yâren Meclisi’nin en yaşlı üyesidir. Halk ifadesi ile Yâren yemiş, adap ve erkân bilen, otoriter bir özelliği bulunur. Daha çok, küçük hareket ve sezilmeyen işaretlerle Yâren Meclisi’ni sevk ve idare eder. Sosyal hayat içinde de bütün yârenlerin yönlendiricisi ve bas danışmanıdır. Kurulacak mahkemede ise Yargıç görevini üstlenir.
Yas ve mevki itibariyle Büyük Başağa’dan küçüktür. Yâren organizasyonunun önemli bir bölümü ona aittir. Yâren
üyeleri ile Büyük Başağa arasındaki iletişimi sağlar. Yârenlerin günlük isleriyle de ayrıca ilgilenir. Kurulacak mahkemede ise “Savcı” görevini üstlenir. YÂREN REISI: Başağalar ile Yâren üyeleri arasında bir denge unsurudur. Yâren Reisi’ne köylerde, genellikle “Yiğitbaşı” denir. Kurulacak mahkemede ise, “Avukat” görevini üstlenir. Büyük Başağa, Küçük Başağa, Yâren Reisi ve Yârenlerden oluşan bu seçkin topluluk; yasadıkları süre içinde sevgi, saygı ve yardımlaşmayı devam ettirirler. Hatta, yıllar sonrasında bile birbirlerine ayni hitaplarda bulunurlar. Bu durum; özel ilişkilerinde ve sosyal hayatlarında da olgunlaşarak devam eder. YÂREN ODALARI’NIN GENEL DURUMU
Yârenlerin; ocak yaktıkları, sohbet ettikleri, orta oyunları ve
halk oyunları oynadıkları ve nihayet “mahkeme” kurdukları
toplantı yerleri genellikle belirlidir: Eski Yâren evleri, genellikle iki katlidir. Ahşap olan evlerin ön avluya bakan sofaları da yine ahşap parmaklıklarla çevrilidir. Yâren odaları üç bölüme ayrılır: 1. MEYDAN: Yârenlerin ve misafirlerin sohbet ettiği, kare seklindeki ana bölüm. 2. BAŞAĞALAR KÖSESI: Başağalar’ın oturduğu, meydan kapısının tam karsısındaki iki ayrı kösedir. 3. MEDHAL: Meydanın giriş kapısının hemen sağ tarafında bulunan hizmet ve takdim görevlerinin bulunduğu yerdir. Sazende Heyeti de, genellikle bu bölümün sağ tarafında bulunur. (Ocak yakma) olarak nitelendirilen haftalık toplantı gecesinde (Genellikle cumartesi gecesi), ocağı yakacak yâren ya da yârenler tarafından Yâren Odası; Çin iğnesi (Sam isi) yastıklar, yağlıklar, halılar, bayraklar ve renkli süs lambaları ile süslenir. Ocak yakma sırası yâren ya da yârenlerde iken Yâren Odası’nın duvarlarına az sayıda hali asılır. Ocak
yakma sırası Küçük Başağa’ya geldiğinde, duvarlardaki hali
sayısı artırılır.
YÂREN MECLISLERI’NDE GIYIM Eski Yâren Meclisleri’nde; yöresel, folklorik giysilere özen gösterildiği görülür. Fakat, özellikle son 30 yılda ilçe ve köylerde kurulan Yâren Meclisleri’nde bu duruma hiç önem verilmediği; hatta “Bayramlık” olmayan, her gün giyilen giysilerle meclise gelindiği gözlemlenir. Buna karşın; Merkez Yâren Meclisi ve Ünür Köyü Yâren Meclisi gibi bazı meclisler, yöresel giysilerin giyilmesine özen gösterirler. YÂREN ODASI’NA YÂRENLERIN GIRIS KURALLARI Yâren Odası’na ilk girenler Sazendeler’dir. Bunlar, oda-nin “Sahnisin” (=Sah Köse = Bas Köse) denilen girişin sağ ya da sol yanında bulunan bölümü-ne geçerler. Daha
sonra, Küçük Başağa Yâren Odası’na sağ ayak önde girer ve girişe
göre sol tarafta kendine ayrılmış yere oturur. Bu durumda Küçük Başağa, ayağa kalkar ve yârenlerin odaya girmesini bekler. Yârenler, odaya genellikle ikişer girer. Bütün yârenler de Küçük Başağa gibi odaya girerken önce sağ ayaklarını atarlar. En yaşlı yâren basta olmak üzere, bütün yârenler odaya girer. İlk yâren, sağ eli sol göğsünün üstünde “Selam ün aleyküm, Başağa.” der. Küçük Başağa da, ayakta iken sağ eli sol göğsünün üstünde, “Aleyküm selâm, Yâren Ağa” diyerek selâmı alır ve elini indirir. Sırasıyla bütün yârenler; odaya girişte, ayni şekilde Küçük Başağa’yi selâmlar; Küçük Başağa da ayni şekilde bütün yârenlerin selâmını alır. Odaya giren, selâm veren her yâren; önceden ayrılan yerlere geçer ve ayakta bekler. En yaşlı yâren (genellikle, Yâren Reisi) , Büyük Başağa’nin minderinin hemen yanına, sedire çıkar ve ayakta durur. İkinci yâren ise, Küçük Başağa’nin sağına geçer ve ayni vaziyette ayakta durur. Küçük Başağa’nin dik inerek, diz üstü oturmasıyla birinci ve ikinci yâren de hemen diz üstü oturur. Küçük Başağa; oturduğu yerden sağ elini sol göğsü-nün üstüne koyar, en yaşlı yârene doğru hafifçe eğilerek “Merhaba, Yâren Ağa” der. En yaşlı yâren de, sağ elini sol göğsünün üstüne koyar ve Küçük Başağa’da doğru hafifçe eğilir ve “Merhaba, Başağa” diyerek cevap verir. Küçük Başağa, ayni şekilde ve ayni ifadelerle diğer yârenleri de tekrar selâmlar. Diğer yârenler de Küçük Başağa’ya ayni şekilde cevap verirler. Yâren Odası’na her giren yâren; bu selâmlamayı yapar. Yalnız, yeni giren yârenler; sadece Küçük Başağa’yi değil, Yâren Odası’na daha önce giren yârenleri de ayni şekilde selâmlamak zorundadır. Merhabalaşma’nin uzun sürmesi istenilmediğinde “Cümleden Merhaba” ifadesi de kullanılır. Selâmlaşma sırasında, Sâzende Heyeti tarafından yapılan müzik peşrevi de ihmal edilmez. Çavuş; odanın dışında bekleyen Büyük Başağa’ nın odaya davet edilmesi için Küçük Başağa’dan izin ister, dışarı çıkar ve Büyük Başağa’ya Yâren Odası’nın girilmeye müsait olduğunu bildirir. Daha sonra da tekrar içeri girer. Küçük Başağa’ya seslenerek “Başağa! Başağa geliyor.” der. Bu anda, önce Küçük Başağa, sonra yas sırasına göre bütün yârenler, ayağa kalkar. Büyük Başağa; kendinden emin, ağır, otoriter bir şekilde ve sağ ayakla Yâren Odası’na girer. Meydanın ortasına yakın bir yerde durur. Sağ elini sol göğsünün üzerine koyarak “Selamın aleyküm Başağa” der. Küçük Başağa; eli göğsünde “Aleyküm selâm Başağa” diyerek karşılık verir. Büyük Başağa; tekrar sağ elini sol göğsünün üzerine götürerek ve yârenlerin bulunduğu iki tarafı süzerek “Selâm ün aleyküm Yâren Ağalar.” der. Bütün Yârenler de, elleri göğüslerinde “Aleyküm selâm Başağa” seklinde selâmı alırlar. Selâmlaşma bittikten sonra, Büyük Başağa; kendine ayrılan odanın sağ tarafındaki kösesine gider, sedire çıkar ve dik olarak diz üstü oturur. Onun oturmasıyla birlikte önce Küçük Başağa, sonra sırasıyla Yâren Reisi ve diğer yârenler hızlıca diz üstü oturur. Küçük Başağa; Büyük Başağa’ya doğru hafifçe eğilerek el göğüste “Merhaba Başağa.” der. Büyük Başağa da, ayni şekilde “Merhaba Başağa” diyerek karşılık verir. Yaş sırasına göre bütün yârenler de Büyük Başağa ile merhabalaşır. Bu selâmlaşma ve merhabalaşmada sessizliği bozan tek şey, yavaşça devam eden peşrevdir. YÂREN ODASI’NA MISAFIRLERIN GIRIS KURALLARI Başağalar’in izni olmadan hiçbir misafir, Yâren Meclisi’ne kabul edilmez. Ocak yakma günü (cumartesi gecesi), kabul edilecek misafirlerin sayısı genellikle 40 - 50 arasında olur. Küçük yastaki çocuklar da misafir olarak kabul edilir. Bundan amaç; Yâren Kültürü’nü genç kuşaklara aktarmaktır.
1. Kahve ve Çay Misafirleri (Kahve ve çaylarını içtikten sonra, Yâren Meclisi’ni, izin alarak terk ederler.) 2. Yemek Misafirleri (Bu misafirler, gece saat üçe kadar Yâren Meclisi’nde kalabilirler.) Çavuş, Küçük Başağa’ya misafirlerin geldiğini bildirir. Küçük Başağa, Büyük Başağa’dan izin alır ve Çavuşa misafirleri içeri almasını söyler. Çavuş, kapı yanında “Başağa, Misafir Ağa geliyor.” der. Önce Büyük ve Küçük Başağa, sonra sırasıyla Yârenler ayağa kalkar. Misafir; içeri girer, meydanın orta yerinde durur, kuralı biliyorsa Başağa’ ya dönerek sağ eli sol göğsünde “Selâm ün aleyküm, Başağa.” der. Büyük Başağa da eli göğsünde “Aleyküm selâm, Misafir Ağa.” diyerek karşılık verir. Misafir; Küçük Başağa’ya da ayni şekilde selâm verir. Küçük Başağa da, ayni şekilde selâma karşılık verir. Misafir, son olarak da yârenleri de ayni şekilde selâmlar. Yârenler de bir ağızdan selâmı alırlar. Selâmlaşmadan sonra misafir, iki yâren arasına alınır. Yâren Meclisi’ne gelen misafire; kültür, makam, tahsil ve sosyal hayattaki itibar düzeyine göre bir yer seçilir. En itibarlı misafirler, Büyük ya da Küçük Başağa’nin yanına oturtulur. Bu yapılırken diğer misafirlerin gücendirilmemesine de azamî özen gösterilir. Önce Büyük Başağa, sonra Küçük Başağa ve sırasıyla yârenler; ellerini göğüslerine götürerek teker, “Merhaba, Misafir Ağa.” derler. Herhangi bir misafirin, “Cümleden merhaba.” demesiyle de “merhabalaşma” biter. Yâren Odası’nda herhangi bir eksiklik varsa, misafirlerin bu eksiklikleri görmesi istenmez. Bu nedenle; misafirler, yanlarındaki yârenler tarafından konuşturulur ve dikkatleri bir yere çekilerek çevreyle ilgilenmeleri kesilir. Kahve ve çay misafirleri; kural gereği izin isteyip giderler. Misafirler, kural bilmiyor olabilir ya da kasıtlı olarak Yâren Odası’nı terk etmeyebilir. Bu durumda, misafirlere “küllü kahve” ikram edilir ya da ayakkabısı süpürge üstünde önüne getirilir. Bu davranış, “Defol, git” anlamındadır. Buna karsın, misafir, yine gitmiyorsa iki yâren; misafiri kolundan tutup Yâren Odası’nın dışına çıkarır. Bu kural; misafirin sosyal hayattaki makamı göz önünde tutulmadan herkese uygulanır. YÂREN MECLISI’NDE KAHVE VE ÇAY IKRAMI Çavuş, yâren sayısınca tabaksız kahve fincanlarını bir tepside getirir. Tepsiyi aşağıdan yukarı doğru uzatır. Sol eli, sırtına doğru kıvrıktır. Büyük Başağa, göz işaretiyle Küçük Başağa’ya uzatmasını emreder. Çavuş, bu sırada diz vurmuş şekildedir. Büyük Başağa’nın göz işaretiyle doğrulur ve Küçük Başağa’nın önüne gider. Küçük Başağa ise, göz ve kafa hareketiyle Büyük Başağa’ya ikram yapılmasını emreder. Çavuş,
ayni hareketle tekrar Büyük Başağa’nın önüne gelir. Kahveyi
sunar. Çavuş, kahveleri daha sonra ayni vaziyette önce Küçük Başağa’ya sonra da sırasıyla bütün yârenlere ikram eder. Yârenler, fincanı Başağa’nın tuttuğu şekilde tutmak zorundadır. Büyük Başağa; kahveden bir yudum alır ve fincanı tekrar ayni şekilde tutar. Sonra Küçük Başağa, bir yudum alır ve o da fincanı ayni şekilde tutar. Yârenler de, yas sırasına göre birer yudum alırlar ve fincanı ayni şekilde tutarlar. Bu durum, üç kere tekrarlanır. Üçüncü yudumdan sonra, yârenler; kahvelerini serbest içmeye devam ederler.
YÂREN MECLISI’NDE YEMEK KURALLARI Hiyeraşik düzen ve disiplin anlayışı; yemekte de kendini gösterir: Eğer Yârenler; pilav için tavuk kesmişse, Küçük Başağa hindi ya da küçükbaş hayvan keser. Büyük Başağa ise ya birden fazla küçükbaş hayvan ya da bir büyükbaş hayvan keser. Çünkü, Büyük Başağa, her şeyin en iyisini yapmak zorundadır. Köy
Yâren Meclisleri’ndeki yemeklerde bu kurala uyulduğu pek
nadirdir. Sabah saat üçe doğru, Küçük Başağa; Büyük Başağa’ya “Yemek hazır Başağam.” der. Çavuş ile birlikte ocak yakanlardan biri; Büyük ve Küçük Başağalar’ın ellerini yıkamalarına yardim eder. Birinin elinde havlu ve ibrik, diğerinin elinde ise leğen bulunur. Sırasıyla yârenler ve misafirler de ellerini yıkarlar. Daha sonra yer sofrasına oturulur. Günümüzde, ibrikle el yıkama; geçmiş dönemleri anımsatan nostaljik ve sembolik bir davranıştır. Yemekte; sofra bezlerinin üzerine tahtadan yemek tablaları, onun üzerine de büyük siniler konur. Sinilerin etrafına çatal, kaşık ve ekmek dağıtılır. Ortasına da bir tas çorba konur. Büyük Başağa; kalkar, ortadaki sofraya oturur. Küçük Başağa, Yâren Reisi, Yârenler ve Misafirler de sırasıyla Yâren Odası’nda açılmış sofralara teker teker otururlar. Büyük Başağa’nın kaşığı eline almasıyla, diğer yârenler de sırayla kaşıklarını ellerine alırlar. Büyük Başağa, besmele ile kaşığını çorbaya uzatır ve içer. Sonra, Küçük Başağa ve diğer Yârenler de sırayla çorbadan bir kaşık alırlar. Bu hareket; kahve ve çay içmede olduğu gibi üç kere tekrarlanır. Daha sonra ise serbest içime geçilir. Çorbadan sonra sofraya, etli pilav gelir. Büyük Başağa, kaşığı eline alır, bekler ve Çavuşa dönerek “Yollu, yolsuz var mi?” diye sorar. Bu soruyla, geçmiş hafta içinde Yâren Kültürü kurallarına aykırı davranış gösteren suçlular aranır. Çavuş; Başağa’nın sorusuna karşılık olarak “Suçlu var.” derse, Büyük Başağa, pilav tabağının suçludan tarafına kaşık diker ve adini söyler. Eğer, yemekte misafir var ise bu harekete başvurulmaz. Pilavdan sonra, tatlı ve mey-veler getirilir. Sofrada birkaç çeşit meyve var ise, Büyük Başağa, hangi meyveyi alıyor ise, bütün yârenler de ayni meyveyi almak zorundadır. Büyük Başağa; dikkatleri kontrol için tabaktaki bir meyveye elini uzatıp, bir başkasını alabilir. Bu durumda, yanılıp da kurala uymayanlar; duruma göre ya o an ya da sonradan cezalandırılır. Yemek bittikten sonra dua yapılır. Sıra ile yemek sofrasından kalkılır. Herkes, eski yerine geçer ve Büyük Başağa’nın oturduğu gibi oturur. Büyük Başağa, serbest oturursa izin verinceye kadar oturuş değiştirilmez. Yemekten sonra kahve içilir ve yemeği hazmettirici oyunlar oynanır. (Yattı Kalktı Oyunu gibi) Oyunlardan sonra da yemek misafirleri ve Sazende Heyeti uğurlanır. Artık, sırada “mahkeme” vardır.
Yâren Meclisi; sabah gün ışırken mahkemeyi kurar. Geçmiş hafta içinde kurallara uymayan yârenler, sorguya çekilir ve cezası verilir. Büyük Başağa, “Yargıç”; Küçük Başağa, “Savcı” ve yârenler ise “Jüri” dir. Yârenlerden biri, suçlunun “avukatlığını” da üstlenebilir. O ana kadar, neşeden, eğlenceden çınlayan Yâren Odası; derin bir sessizliğe bürünür. Eğer bir suçlu var ise, muhakeme edilerek cezalandırılır.
Suçu sabit görülen yârenlere verilen cezalara örnekler:
Yârenleri, tıraş ettirmek.
ARAP:
“Zilli masa” ve “def”e verilen addır. Arap’ı alacak yârenlerin temsilcisi; Yâren Odası’nın ortasında, yüzü Başağa’ya dönük olarak diz üstü oturur. Ayni şekilde, Arap’ı teslim edecek yârenlerin temsilcisi de oturur. Önlerinde, bir tepsi içinde zilli masa ve def bulunur. Arap’ı teslim alacak ve teslim edecek yârenlere kahve ikram edilir. Bu anda, bütün yârenler, “Fakirin geldi Divâne” adli türküyü söyleyerek zilli masa ve def (Arap) , yeni sahiplerine verilir. Böylece,
Yâren Meclisi’nin “Ocak Yakma Gecesi” sona erer. FAKIRIN GELDI DIVÂNE Fakirin
geldi divâne Kalk gidelim bizim bağa YÂREN MECLISI’NDE ORTA OYUNLARI
Yârenler iki gruba ayrılır. Büyük Başağa ile Küçük Başağa grupların başkanlığını yaparlar. Ortaya 9 tane mendil konur. (İslamiyet’ten önce eski Türklerde 9 sayısının ayrı bir önemi vardır. Türklerin "Yaratılış ve Türeyiş" destanında 9 dallı ağaçtan bahsedilir. Türk destan ve mitolojisine göre her bir dal ayrı bir Türk ulusunu sembolize eder ) Kura çekilerek oyuna hangi grubun başlayacağı kararlaştırılır. Oyuna başlayacak grup kendilerine bir temsilci seçer. Temsilci olan Yâren Ağa'nın, elindeki yüzüğü mendillerden birinin arasına koyması gerekir. Yalnız, yüzüğün hangi mendilde olabileceğini sezdirmemelidir. Bu nedenle yüzük oyunu maharet ve çabukluk isteyen bir oyundur. Saklanan yüzüğü karşı grup ya ilk ya da son kaldırılacak mendilde bulmak mecburiyetindedir. Aksi takdirde oyunu kaybeder. Yüzüğün saklı olduğu mendil sezilirse yüzüğü bulacak grubun Yârenleri hep birden mendili kaldıramaz. Ancak, grup başkanına yüzüğün saklı olduğu mendil söylenir. Grup başkanı kendi grubundaki bütün Yârenler`e de danışarak, çoğunluk hangi mendilin kalkmasını istiyorsa onu kaldırır. Bu esnada gerek Büyük Başağa, gerekse Küçük Başağa yerlerinde otururlar. Yerlerinden kalkmadan ellerindeki 1- I, 5 metre uzunluğundaki çubukluklarla mendilleri kaldırırlar. (Çubukla mendil kaldırma özellikle Eldiven Yâren Meclislerinde görülür.) Grup başkanlarının oyun esnasında kendi grubundaki, Yarenlerce danışması, Türk töresinde hâkim olan danışma Türk töresinin özelliğinden kaynaklanır. İslamiyet’ten önce, Türkler arasında "Kenges" adi verilen danışma meclisleri vardı. Zaten Kenges kelimesi de danışma anlamına gelir. Bu meclislerde Hakan, devlet ricâli ve halk temsilcileri bulunurdu. Hakan; sosyal, siyasal ve ekonomik konularda herkesin görüsünü alır, daha sonra kendi kararını verirdi. Gruplardan hangisi daha çok yüzüğü bulmuş ise o grup oyunu kazanır. Kaybeden gruba cezalar verilir. Oyunun muhasebe ve muhakemesi bütün gece boyunca devam edebilir. Özellikle, gece boyunca kazanan grup; kaybeden grubu kızdırır.
"Mâni Söyleme Oyunu” da denebilir. Mânici başı tarafından verilen ayağa göre, önünde mâni söylenen veya ismi zikredilen Yâren, ayni ayaktan mâni söyler. Tura (Sulandırılmış ve düğüm atılmış bez), mâni söyleyenin elindedir. Mânisini bitirince önünde oturduğu Yârenin eline tura ile vurur Verilen ayaktan, mâni söylemek zor olduğu için ortaya anlamsız mâniler de çıkabilir. Öyle ki, bu mâniler Yâren Meclisi'ni kahkahaya ve neşeye boğar. Kendisine tura vurulan Yâren; turayı alır, ayağa kalkar. O da seçtiği şahsin önüne gider, mânisini söyler bitirince turayı vurup, teslim eder ve yerine oturur. Verilen ayaktan mâni söyleme böylece devam eder ve bir müddet sonra bitirilir. Başağalar, misafirler ve çalgıcılar dahil herkese mâni söyletilebilir.
Oyuna katılan Yârenlere değişik meyve isimleri verilir. Meselâ: Elma, armut, ayva vb. Yârenlerden birisi oyunu başlatır. Oyunu başlatan Yârenin isminin elma olduğunu kabul edelim. Bu Yâren, diz üstü oturmuş vaziyette iken öne doğru eğilir; "elma yattı kalktı, ayva yatsın" der. Arkasından "ayva" ismini alan Yâren; "Ayva yattı kalktı, armut yatsın" der. Bu oyunda,meyve isimleri yerine Yâren Ağalar kendi isimleriyle de seslenilebilir. Oyun bu şekilde devam eder. Bu oyun meydanın ortasında diz üstü oturularak oynanır. Yatılması istenen Yâren; oturduğu yerden öne doğru, secde eder vaziyette eğilir. Yatmasını istediği başka Yârenin ismini söyledikten sonra doğrulur. Yâren sohbetlerinde ayrıca, bilmece ve tekerlemeler söylenir, orta oyunları oynanır. Yanılanlara veya kasıtlı olarak hata yapanlara cezalar verilir. Oyunlar, Çavuşun Küçük Başağa'dan müsaade almasıyla başlatılır. Oyunları ebeler başlatır. Ebe oyunları idare eden kişisidir. Ebe, ortaya gelip, oturur. Çavuş ise, turayı yere vurup Yârenleri oyunlara dâvet eder. Oyunlara misafir ve çalgıcılar da girebilir. Diğer Orta Oyunları
OYUNLARIN BASI GIRIS
Büyük Başağa, Yâren Odası’nda iken oturuşunu değiştirebilir. Bu durumda, Küçük Başağa ile Yârenler de ayni oturuşa geçer. Örneğin: Büyük Başağa, diz üstü oturuyor ise Küçük Başağa ve bütün yârenler de diz üstü oturmak zorundadır. Yârenlerden herhangi biri farklı ya da gecikmeli oturur ise cezalandırılır. Büyük Başağa, Çavuşa yanındaki sigara paketini işaret eder. Çavuş, kahve ya da çay ikramında olduğu gibi belli bir sırayla yârenlere ve misafirlere sigara ikram eder. Büyük Başağa, kimseden izin almadan konuşabilir. Küçük Başağa, konuşma için Büyük Başağa’dan; Yârenler ise Küçük Başağa ve Yâren Reisi’nden izin alarak konuşabilir. Misafirler ise; Çavuş, Yâren Reisi, Küçük Başağa aracılığı ile Büyük Başağa’dan izin alarak konuşabilir.
Yâren Meclisleri; mâniler, türküler, bilmeceler, tekerlemelerle ayrı bir güzelliğe sahiptir. Yâren Meclisleri, bu özellikleriyle Türk Halk Edebiyatı’na zengin bir kaynak oluşturur. A. MANILER Yâren Meclislerinde mâni söylemeler sohbet odasına renk ve neşe katar. Mânici başının vermiş olduğu ayaktan mâni söylemek oldukça zordur. Verilen ayaktan mâni söyleyebilmek için zaman zaman gülünç sözler de çıkmaktadır. Söylenilen mânilerin pek çoğu Anadolu'nun muhtelif köy ve kasabalarında da aynısıyla görülür. Yâren sohbetlerinde söylenilen mânilerden bazıları şunlardır: Altın
tasta bulgurum, *** *** (Bu mâninin son dizesi 8 heceli olup, mâninin hece ölçüsünü bozmaktadır. İhtimaldir ki, bu mâni yöresel olmayıp başka bir yöreye ait idi. Daha sonra Çankırı kelimesi eklenerek Çankırı’ya mal edildi.) Ak tavuk
olmadın mi? ***
Minârenin çanağı, *** *** *** ***
*** ***
HAVUZ BASI TÜRKÜSÜ Evleri
var çay başında,
Evlerinin önü marul,
Fes
likan yolunda kuzu güderim, *** Aç
kapıyı Servet hanim ben geliyorum, *** Aç
kapıyı Servet hanim ben geliyorum, Buram
duman duman çikar dağın belinden, (Fes likan: Çankırı’da bağlık, bahçelik olan bir semtin adi. Bir mesire yeri olup, buralara güzel havalarda toplu geziler yapılır.) KARATAS TÜRKÜSÜ Kalk
gidelim Karatas'a yokuşa, Ayva
dibi serin olur yatmaya, Kalk
gidelim Karatas'a üzüme (Karataş: Çankırı kalesinin alt tarafında, şehrin eski mahallelerinden birinin adidir.) CEZAYIR TÜRKÜSÜ
Imrahor'dan çıktım sağlık selâmet, ***
Imâret'in ışıkları parlıyor, ***
Imrahor'dan çıktım bası keçeli, *** (Bu türkünün sözleri duraksiz 11'li hece ölçüsüne göre yazilmistir.) (Imrahor - Imâret: Çankiri'nin iki semtinin adidir. Özellikle, Imâret, eskiden gençlerin çok sik gittigi toplu hâlde bulunduklan merkezî yerdir. Ayni adla bir de meydani vardir.)
Kömür
gözlü yârim. ***
Imâret'te güzellerin yoludur; hey aman aman...
Asmalarda üzüm, yosmalarda gözüm,
Asmalarda üzüm, yosmalarda gözüm, . *** YÂREN MECLISLERI'NIN TOPLUMSAL YARARLARI Günümüzün Yâren Meclisleri her seyden önce eski sosyal görevlerini uygulamaktan uzaktadirlar. Eskiden, esas amaç; sosyal adaleti, yardimseverliligi, esitligi kisacasi, toplum düzenini korumak idi. Eglence ise, sadece bir araç idi. Bu durum özellikle, son 30 yil içinde degisiklik göstermistir. Radyo, televizyon, basin ve yayin organlarinin günümüzdeki bazi olumsuz etkileri Yâren Meclisi'ne de yansimistir. Yâren Meclisi'nin üyeleri; âdâb ve erkâni korumada zorlanmis, hatta degistirmislerdir. Bugünkü Yâren Meclisleri'nin bir çogunda eglence ön plândadir. Sosyal etkisi de gittikçe azalmaktadir. Eskiden babalar, çocuklarinin sohbetlere katilmasini hararetle isterlermis. Nasil, askerlik yapmayan insan; Türk toplumunda olgunlasmamis insan olarak kabul edilirse; özellikle Çankiri’da Yâren Meclisi'ne dahil olmamis insan da (olgun) kâmil insan sayilmazmis. Bu nedenle, bu kurumlar, birer okul durumundaymis. Bu özellik, geçmise nazaran günümüzde çok az devam etmektedir. Yârenler'in, bulunduklari mahalle ve köylerin imâr edilmesinde geçmiste oldugu gibi büyük etkileri görülmemekle birlikte köy kuyularinin temizlenmesi, ilkokullarin insâsi, köy çesmelerinin yapilmasi, toprak kaymasini önlemek için çalismalarin yapilmasi, yoksul ve kimsesizlere yardim edilmesi gibi bazi konularda, toplu çalismalarin olusmasinda yararlari göz ardi edilemez. Yâren üyelerinden biri evlendiginde dügünün bütün hizmetlerini Yâren Meclisi karsilar. Yârenler, köy ve kasabalarda bulunan, mahallelerinde oturan dul ve yetimlere; kocasi askerde olan veya kimsesi olmayan kadinlara maddî yardimda bulunurlar. Kislik odunlarini alir, yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarini karsilarlar. Kimsesizlerin evleri yikilmis veya yok ise Yârenler toplu hâlde ev insâ ederler. Evleri harap ise tâmir ederler.
SONUÇ Yâren Kültürü; içerdigi anlam ile Türk Kültürü'nün kendisidir. Bu kültür; kökü, insanlik tarihi ile baslayan Türk milletine özgü maddî ve mânevî kültür unsurlarinin bütününü içine alan zengin bir kültürdür. Yâren Kültürü'nün iki önemli kaynagi görülür: 1. Türk
Töresi Bu iki
kaynagin yoklugu Yâren Kültürü'nün yoklugu demektir. Yâren Kültürü'nün birinci derecede yasatildigi Yâren Meclisleri; müzelik durumlarindan kurtarilmali, maddî ve mânevî yönden desteklenmelidir. Bu
nedenle: d. Il,
ilçe ve köylerde yeni Yâren Meclisleri'nin kurulmasi ve
yasatilmasi tesvik edilmelidir. Yâren Kültürü'nü Yaşatma Derneği Yönetim Kurulu üyeleri basta olmak üzere; il, ilçe ve köylerdeki Yâren Meclisleri'nin Başağalari, Yâren Ağaları her türlü siyasî düşünceden uzakta bulunmalı; sosyal ilişkilerinde "partiler üstü" yaklaşım tarzını bütün çıplaklığı ile ortaya koymalıdırlar. * Yârene gönül vermiş her insanin unutmayacağı en önemli nokta; partizanca tutum ve davranışlardan mutlaka soyutlanmak olmalıdır. * "Bir mıh bir nal, bir nal bir at, bir at bir asker, bir asker bir ordu kurtarır." ölçüsü doğrultusunda Yâren Kültürü'nün korunması ve yaşatılmasının gerekliliğini idrak eden etkili ve yetkili bütün insanların harekete geçme zorunluluğu ve sorumluluğu bulunmaktadır. Bu sorumluluğu kendine dert edinen, Yâren Kültürü' nü varlığımızın temel ilkesi olarak gören, bu amaçla çareler arayan kişilerin; Çankırı insaninin gözünde ve gönlünde ayrı bir yerinin olacağı unutulmamalıdır. Çankırımızın Değerli Büyükleri! Millî kültürümüzün bütün unsurlarıyla bezenen, bizi biz yapan yöresel özelliklerimizi koruyan, Çankırı’mızın sembolü "Yâren Meclisi"; düzenli; sağlıklı ve işlevsel devam edebilmesi için sizlerin üstün duyarlılığınızdan, geçmişteki hizmet deneyiminizden, maddî ve mânevî gücünüzden ve engin Çankırı sevginizden yardim beklemektedir. Dr. Ahmet KIYMAZ |