KORGUN BUĞAY KÖYÜ SOSYAL DAYANIŞMA VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ

MENÜ

  • Ana Sayfa
  • Faaliyetler
  • Üyeler / Kan Bankası
  • Firma Rehberi
  • İletişim

 EGLENCE

  • Foto Galeri
  • Video Galeri
  • Ziyaretci DefteriÇankırı Turizm

 

 

KORGUN  BUĞAY  KÖYÜNÜN  EVRENSEL  TARİHİ  (I)

          
HRİSTİYAN SKOLASTİĞİNİN BATIYI KARARTTIĞI ÇAĞLAR

          Hz.İsa’dan 165 yıl önce doğup, 85 yıl önce ölen bir adamdı Batlamyus…  Kendinden önce yaşayan Aristo’nun “Kainattaki her şeyin merkezi, bizim yaşadığımız dünyadır. Bizim dünyamız yerinde durur; güneş, gezegenler ve yıldızlar bizim etrafımızda döner” görüşünü savundu ve yaydı. Bu yüzden, bu görüşe BATLAMYUS  TEORİSİ  adı verildi. Hristiyan Kilisesi, İsa Aleyhisselâm’dan önce ortaya atılmış bu görüşe öylesine sarıldı ki,  1500 yıl kimseye başka ve karşı bir söz söyletmedi. Bu teoriyi, Hristiyanlık Dininin kutsal ve değişmez bir akîdesi, Batlamyus’u da aziz kabul ve ilan etti. Bu görüşe karşı, en ufak bir sözü bile, dinden çıkış saydı, aforoz etti. Batının, bu karanlık ORTA ÇAĞında, İslam geldi. 8. ve 13. yy.lar, İslam toplumları açısından, yeryüzünün, ALTIN ÇAĞI  olarak neşv ü nema buldu. İşte, o altın çağın Batı’yı aydınlatması, kilisenin karanlığını kırdı. Çünkü, Kur’an, “dünyanın,güneşin, yıldızların bir yörüngede akıp gittiklerini; örneksiz ve benzersiz olarak İlm-i Kudret’le, hikmet ve sanatla  Hakîm (Hikmet Sahibi) ve Sâni (Sanatkâr) BİR ve BENZERSİZ olan Allah tarafından yaratıldıklarını” söylüyordu. İslam Dünyasından Nasreddin TUSİ,daha 1259 yılında Marega şehrinde uzay gözlemevini kurmuştu. Harezmi, Bitruci, Burini gibi büyük alimler, astronomi ilminde inanılmaz aşamalar kaydetmişti.

        Fatih Sultan Mehmet’in Vatikan’ı ve Papa’yı, Osmanlı tebaası yapmak istediği yıllar. Bir yandan da Papa’nın kışkırtma ve öncülüğünde, İslâm’ın Avrupa kıtasının batısında parlayan yıldızı, Endülüs Emevi Devletine birleşik hristiyan dünyasının yaptığı vandalist saldırılar. Öyle ki, kendilerinden binlerce fersah ilerde ve müreffeh bir İslam devletinin başkentinde, hiç acımasızca 1 milyon müslümanı katlettiler. Ta o zamanlar, sokakları geceleri aydınlatılan, kanalizasyon şebekeleri kurulmuş Müslüman kent ve köylerini harabeye çevirdiler. İslam üniversitelerini, camileri, han, hamam, hastahane ve aş evlerini yerle bir ettiler. Yalnız Kurtuba’daki kütüphanin 1 milyondan fazla kitabını yağma ettiler. İşte o yıllarda…

        KOPERNİK SKOLASTİĞİ NASIL SARSTI?

        Kopernik, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethinden 20 yıl sonra (1473), Polonya’da doğdu. Zengin bir tüccarın, çok zeki bir çocuğuydu. Polonya’nın Karakow ve İtalya’nın Bologna Üniversitesinde astronomi okudu. Yetinmedi. Padova Üniversitesinde tıp ve hukuk eğitimi aldı. Ferrara Üniversitesinde Kilise Hukuku Hocası olarak çalışmaya başladı. Ve, ömrünün sonuna kadar astronomiyle ilgili araştırma ve çalışmalarını sürdürdü.

         O yıllarda, hâlâ, tüm Avrupa’da Hz. İsa dünyaya gelmeden 85 yıl önce ölen, kilisenin kendisini aziz ilan ettiği ve tüm teorisini (=iddiasını) değişmez, mutlak gerçek kabul ettiği ve tüm hristiyanların da kabul etmesini dinlerinin zorunlu temel prensibi sayan görüş geçerliydi. O görüş ise basitçe şuydu:

         BİZİM DÜNYAMIZ, TÜM KAİNATIN MERKEZİDİR. O, HAREKETSİZ VE YERİNDE SABİT OLARAK DURUR. AY, MERKÜR, VENÜS, GÜNEŞ, MARS, JÜPİTER, SATÜRN ETRAFINDA DÖNERLER. Avrupalının astronomi ilmi buydu. Ve diyorlardı ki, göğe atılan bir şey dünyaya düşer. Çünkü, dünya, kainatın merkezidir. Onda “merkez çekimi” vardır.

         Kopernik, bir kilise adamıydı. Ama, bu bilinen görüşlerle ilgili şüpheleri vardı. Uzun araştırmalardan sonra, güneş sistemimizi, bugün bildiklerimize çok yakın bir sistem olarak açıkladı. Doğrusu, kilisenin ve hıristiyan dünyasının tepkilerinden çekinerek açıklayamadı. Yazdığı “Gök Kürelerinin Dolanımı Üzerine” adlı kitabındaki görüşlerini, çok güvendiği sınırlı sayıdaki kişilerle paylaştı. Ancak, 1543 yılında, Kopernik dünyaya veda ettiği sırada kitabı yayınlanabildi.

        Kopernik’in kitabındaki düşünce ve görüşleri, Avrupa’nın 16 yy.lık batıl inanışlarını darmadağın etti. Kainata ve güneş sistemimize batının yanlış bakışını değiştirmesine vesile oldu. Felsefî, ilmî ve sosyal alanda değişikliklere neden oldu. Artık, “dünyamız, evrenin merkezi” değil; “yerinde duran,sabit bir cisim” değil; üstelik, “güneş, onun etrafında değil, o güneşin etrafinda dönen” bir gök cismiydi. Müslümanların dokuz buçuk asırdan beri bilip üzerine ilim ürettikleri, koskoca eserler yazdıkları gerçeklerin bir kısmıyla batılılar yüz yüze geldiler.

        Nihayet…

         EİNSTEİN ve HAWKİNG :  İKİ BÜYÜK DAHİ 

        İnsanlığın uzaya ve kainata bakışını değiştiren iki adam geldi dünyaya, son 150 yıl içinde. Bunlardan birisi Albert EİNSTEİN (1879-1955) idi. İkincisi, İngiliz vatandaşı Stephan HAWKİNG (1942-…..) dir.  Bu iki bilim adamı, uzay fiziği ve uzay bilimleri alanında, batıda çok büyük değişiklikler ve gelişmelere imza attılar. Kendi zamanlarına kadar, uzay ve evrenle ilgili bilinmeyen, karanlıkta kalan pek çok probleme cevap verdiler. Yanlış bilinen pek çok astronomi ve astrofizik konularında, doğru teoriler geliştirdiler. Uzay bilimleri alanında çalışan binlerce başka bilim adamı, bu ikisinin ileri sürdüğü tezler üzerinde, çok büyük araştırmalar yaptılar.

                            Şimdi, biz bu iki bilim adamının genel geçer görüşlerinden yola çıkarak köyümüze, Korgun Buğay’a  kozmik bir seyirci olarak bakalım.

              Hiçbir Şey Yoktu, Buğay’da Yoktu!

              Stephan Hawking,  BİG  BANG teorisini ileri sürünceye kadar, Avrupalılar  SONSUZ , SABİT ve DEĞİŞMEYEN bir EVRENE inanıyorlardı. Eski Yunanlılardan sonra,  insanlığın unuttuğu bu düşünce, Yeni Çağda İmmanuel KANT,  Karl MARX, Frederich ENGELS gibi adamlar tarafından tekrar savunuldu; pozitif ilmin ve akılcılığın önemli bir ayağı kabul edildi. Onlara göre,” gördüğümüz-görmediğimiz tüm varlıklar, sonsuzdan beri vardı, sonsuza kadar da var olacaklar. Onların bir başlangıcı ve sonu yoktur. Madde hep vardı. Azalmaz ve çoğalmaz. Yok olmaz, yoktan var olmaz.”   Bu  Sonsuz ve Sabit Evrencilerden olan George POLİTZER. ‘’Evrenin sonradan olması demek, HİÇlikten çıktığını kabul etmek demektir. Bu da, bir Tanrı’nın varlığını gerektirir. Bu ise, bilimsel değildir’’, demektedir.

              Görüldüğü gibi, Sonsuz Evren inancını, bilim diye savunan bu insanlar,  materyalist bir görüşe sahiptirler. Bir Yaratıcı’nın varlığını reddederler. (1)

               1920’lerde Amerika’lı Hubble, çok büyük bir teleskopla uzayı ve yıldızları gözlüyordu. Bir şey fark etti. Bizden uzaklaşan yıldızların ışığı kızıl renge, yakın olanlarınki  sarıya çalıyordu. Onun bu gözlemi, kainattaki tüm gök cisimlerinin, çok büyük hızlarla hareket ederek, birbirlerinden uzaklaştıklarını da ispat ediyordu. Halbuki, o güne kadar  tüm gökcisimlerinin, birbirine sabit aralıklarla, kendi yörüngelerinde konumlandıklarına “ilim” deniyordu. Şimdi anlaşılıyordu ki, evren, SABİT ve DURAĞAN değildi. Demek sürekli genişlemekte ve büyümekteydi. Demek, gördüğümüz ve göremediğimiz, katrilyonlarca kere katrilyon devasa gök cisimleri, akılmaz bir hızla uzayda birbirlerinden uzaklaşıyorlardı. Bir şey daha anlaşılıyordu ki, her hareketin bir başlangıcı olduğu gibi, evrendeki bu hareketliliğin de bir başlangıcı var. O BAŞLANGIÇ ANI,  “zaman”ın da başlangıcıydı. Hareketi, bir film şeridini geriye doğru sardırdığımız gibi, geriye sarabilseydik; tüm yıldızların, gezeğenlerin, gaz ve toz zerreciklerinin tek bir odaktan, bir noktadan çıktığını görecektik. İşte bu çok büyük bir keşifti. Einstein, evrendeki hareketliliği kabul ve ispat etti. İzafiyet (Görecelik) Teorisini ortaya attı. Ona göre uzayın derinliği, yüksekliği, genişliği gibi bir de ZAMANI var. Yani, ZAMAN YOKSA, HAREKETTE YOKTUR. HAREKET VARSA, ZAMAN DA VARDIR. ZAMAN, HER YERDE HAREKETE BAĞLI OLARAK DEĞİŞİR. Hareket sıfır olsa (yani mutlak olarak dursa), zaman da tamamen durur, sıfır olur. DEMEK, zaman denen şey, MADDEYLE ve MADDENİN HAREKETİYLE  birlikte var olmuştur. Ve kainattaki maddelerin dördüncü boyutudur.                                                                         

                HAWKİNG’İN  POZİTİF SKOLASTİĞİ YERLE BİR ETMESİNİN  HİKAYESİ

                1942’de İngiltere’de doğdu. İkinci Dünya Savaşı, altmış milyon insanı öldürmenin derin çabaları içinde sürüyordu. Ünlü Astrofizikçi Albert EİNSTEİN, ABD vatandaşı olmuştu. Almanya, İtalya, İsviçre, Fransa’da geçen hayatını okyanusun ötesine taşımıştı. Gözünü, koskoca uzaydan, mini uzaya, atomlara çevirmişti. Amerikalılar için atomu parçalamak, Japonlar’ı diz çöktürmek istiyordu. Yani, Atom Bombası yapıyordu. Tam bu sırada, İngiltere’de doğan küçük Stephan, henüz yeni yürüyordu.

                Stephan HAWKİNG, yaşıtları henüz liseye başlarken, O, çoktan İngiltere’nin en iyi üniversitesine, OXFORT’a kabul edilmişti. Uzay Bilimleri okuyacaktı. Ama, okumuyordu. Profesörler şaşkındı. Dersi biraz dinliyor, hoca uzayla ilgili ne anlatmışsa, ayağa kalkıp bir bir yanlışlarını, olmazlıklarını sayıp döküyordu. Yanlış teorilere ‘bu teori şuradan yanlış’ diyor, kendi düşüncelerinin doğruluğuna dair kanıtları sayıp döküyordu. Yıllardır doğru kabul edilen uzay denklemlerindeki yanlışları, hocalarına gösteriyor, ‘doğrusu böyle olmalıdır’ diyordu. Fakültenin tüm hocaları ve yöneticileri şaşkındı. “Bizim, Hawking’ten öğrenmeye ihtiyacımız var. O bize ders versin” diyorlardı. Artık, okulun bu en genç öğrencisi, isterse derse giriyordu. Vaktinin çoğunu kütüphanede, laboratuarda, gözlem ünitelerinde geçiriyordu.

             Hastalandı . Daha okulun başındaydı. Elini, kolunu kullanmakta güçlük çekiyordu. Gittikçe yürümesi zorlaşıyordu. Teşhis, “Kas Erimesi” hastalığıydı.Hastalığın kesin tedavisi yoktu. Bu tür hastalar, birkaç yıl içinde, en çok on yılda ölüp gidiyordu. İngiliz Devleti, O’nu yaşatmak için, çok büyük paralar harcadı. Özel donatılı çalışma ve yaşama alanları oluşturdular. Gözbebeğinin hareketini takip ederek çalışan bilgisayarlar yaptılar.  Özel donatılı, mülti fonksiyonlu tekerlekli sandalyeler yaptılar. Özel uzman doktorlar, özel hemşireler, bakıcılar görevlendirdiler. Yaşı ilerledikçe, seneler geçtikçe Stephan Hawking’in hiçbir kası görev yapamaz oldu. Ağız kasları salyasının dışarı akışını engelleyemiyordu. Başındaki görevli hemşire sürekli ağzının sularını siliyordu. Yutamadığı için, ancak özel aygıtlarla, özel çorbalar midesine akıtılarak beslenebiliyordu.

            ÇÜRÜK VÜCUTTA, SAĞLAM KAFA

            Hawking’in beyni etkilenmemişti. Özel bilgisayarı, tekerlekli sandalyesine bağlıydı. Astrofizikle ilgili bilim dünyasını hayretlerde bırakan, bilim adamlarını alt üst eden makaleler ve kitaplar yazıyordu. Artık, bütün ülkelerin astrofizikçileri, uzay bilimcileri, O’nun teori ve denklemlerinin sağlamasını yapma çalışmalarını yürütüyordu.  Bu, eli ayağı tutmayan, konuşma, yürüme gibi temel melekelerini kullanamayan, çok yüksek maliyetli bakım ve tedaviyle hayatta kalabilen adam ne yapmış, neyi değiştirmişti?

1.                        Stephan  Hawking, gözlemleyebildiğimiz ve gözlemleyemediğimiz tüm maddesel varlıkların(mikro ve makro kozmosun tümünün), ezelden beri var olmadığını, hepsinin sonradan var olduğunu bilimsel delillerle  öne sürdü ve matematik kesinlikle ispatladı. Kutsal dinlerin, “evren, HADİS’tir” görüşüne geldi.(2) “Her şey ezelden var idi” inancını –daha doğrusu inançsızlığını-, bilimsellik diye yutturan BİLİM ADAMLARINA(!), “her şeyin sonradan olduğunun” gerçek ilmi görüş olduğunu kabul ettirdi.

                   2.Ön ayak olduğu çalışmalar sonucu, kainatın yaşı, bilimsel yöntemlerle, 14-15 milyar yıl olarak hesaplandı. Yani, 15 milyar yıl önce, maddesel hiçbir varlık yoktu, uzay dediğimiz boşluk yoktu, zaman yoktu. Yani, şu sınırlarına eremediğimiz ve her an hızla, akıl almaz büyüklükte bir balon gibi büyüyen varlık aleminden, bir toz zerresi bile yoktu.

                    3.Peki, ne oldu???  Hawking diyor ki: “Bir saniyenin binde bir kadar bir anda, bir toplu iğne ucunun on binde, belki yüz binde biri kadar bir şey çıktı ortaya ve inanılmaz bir şiddetle patladı! Ve tüm kainat o zerrelerin zerresinden var oldu.” Bu zerrelerin zerresine, KOZMİK YUMURTA; bu yumurtanın o korkunç gürültü ve şiddetle patlamasına ise, BİG BANG (Büyük, şiddetli, ani ve gürültülü patlama) adını verdi.(3)

        SONUÇ :

          a)Demek (Korgun) Buğay, artık Batılıların ve onların taklitçilerinin de inkâr edemeyeceği bir kesinlikle ezeli bir coğrafya, ezeli bir mekan değildir. Her varlık gibi hadistir. b) Buğay’ın kozmik tarihi, 14-15 milyar yıl önce BİG BANG denen  o büyük patlama ile başlamıştır. c)Demek  Buğay Köyü, BÜYÜK PATLAMA’da  birden ortaya çıkarılıp var edilen, o toplu iğne ucunun on binde, belki yüz binde biri kadar “zerreler zerresi”  olan KOZMİK YUMURTA’nın,  -katrilyonlarca kez katrilyonundan da küçük olarak- içindeydi. (Akla ziyan bir küçüklük ki, başlangıçtan sonuna bütün insanlar akıllarını birleştirse bu küçüklüğü ne ölçebilir, ne kavrayabilir.)  

        DİPNOTLAR:

            1.Tüm semavi dinler ve özelikle İslam, kainatta her şeyin sürekli değiştiğini, sürekli hareket ettiğini, hatta yıldızların birer yörüngede hareket ettiklerini, yoktan var edildiklerini ve yok edileceklerini üstüne basa basa bildirmiştir. İslam Alimleri, Kur’an-ı Kerim’deki  bu çeşitten ayetlere, KEVNİ (Kozmolojik) AYETLER demektedirler.

                 2.HADİS, arapçada, hudus eden, sonradan olan ve sürekli değişen bir şeye denir. Yani, Hâlık’tan (Yaratan’dan) başka, her bir şeydir. Güneş, ay, dağ, deniz, bulut, insan, karınca, kartal,ses, söz, kelime hep hadistir. Hepsi sonradan olmuştur. Hepsi sürekli değişir.Hadisin çoğulu, havâdistir. Havadis, ezelde olmayan, sonradan olan şeyler demektir. Hayvanlar, insanlar, güneşler, cinler, boşluklar, renkler, haberler… her şeyler havadistir. Yaratıcı Hâlık-ı Zülcelâl ise, ezelîdir. Hadis değildir. O’ndan başka, hiçbir ezelî varlık yoktur.

                  Bildiğiniz gibi,  Yüce Yaratıcı’nın, zati (yalnız Şahsına ve Varlığına ait, tamamen kendine özel) sıfatlarından biri de MUHALEFET-ÜN Lİ-L  HÂVADİS’tir. Cenâb-ı Hakk’ın ne zâtının, ne sıfatlarının kainatta var olan, ya da insanın vehmettiği ve yahut hayalinde canlandırdığı hiçbir şeye benzememesi demektir.

               3.Stephen Hawking’le Zaman ve Uzayda Gezinti, FERGUSON Kity, Çevirmen: BALDIRAN Pınar, Alkım Kitapçılık Yayımcılık, İstan

 Eyüp TANDOĞAN

12 Haziran 2009   04:33

 

 

 

 

 

KORGUN BUGAY KÖYÜ SOSYAL DAYANIŞMA VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ RESMİ WEB SİTESİNE HOŞ GELDİNİZ